
Antalya – Türkiye savunma sanayii, 2025’i şimdiden “altın yıl” olarak tarihe yazdı. Hem ihracatta kırılan rekorlar hem platform teslimatlarındaki olgunluk hem de küresel güvenilirliğin artması, sektörün yıllardır hazırlığını yaptığı dönüşümün artık görülebilir bir ivmeye ulaştığını gösteriyor.
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı (SSB) Haluk Görgün’ün açıkladığı 2025 gerçekleşmeleri ve 2026 hedefleri ise bu ivmenin tesadüf olmadığını, tam tersine sistematik bir mimarinin ürünü olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Görgün’ün paylaştığı tablo, 2025’in yalnızca bir sonuç yılı değil, 2026 için güçlü bir sıçrama tahtası olduğunu gösteriyor.
Görgün’ün özellikle altını çizdiği başlık, savunma ekosistemindeki insan kaynağı dönüşümü. Savunma Kariyer Platformu’nun 250 binden fazla genci sektöre yönlendirmesi, Savunma Gelişim Platformu’nun 68 bin kullanıcıyı sürekli öğrenmeye taşımış olması ve tersine beyin göçünde ilk kez pozitife geçilmesi; sektörün büyümesini destekleyen “sessiz devrimler”.
2025’te yurt dışına giden 98 mühendise karşılık 190 uzmanın Türkiye’ye dönmesi, ülkenin teknoloji üretim merkezi olarak cazibesinin arttığını gösteriyor. Bu veri bile tek başına 2026’ya nasıl bir sermaye devrolduğunu anlamamız için yeterli.
AR‑GE’nin ihracata dönüşen etkisi
Yaklaşık bir milyar dolar olan AR‑GE portföyünü, üniversitelerde 334 araştırma grubu ile yürütülen iş birliklerini ve 14 yeni projenin imzalanmasını gördüğümüzde, 5–10 yıl sonrası için hangi temelin atıldığını daha iyi kavrıyoruz.
2025’te 10 milyar doları aşan mal ve hizmet ihracatı ve 17,9 milyar dolarlık yeni sözleşmeler ise AR‑GE’nin yalnızca laboratuvarlarda değil, küresel pazarda da karşılık bulduğunun ispatı.
Üstelik bu ihracatın coğrafi dağılımı dikkat çekici: Avrupa, Asya‑Pasifik ve Amerika kıtasında birden etkin bir Türkiye var. KAAN’ın Endonezya’ya, askeri gemilerin Portekiz’e, HÜRJET’in İspanya’ya ihracatı bunun somut örnekleri.
Türkiye’nin savunmada artık yalnızca tüketici değil, tasarlayan, üreten ve ihraç eden bir güç olduğu gerçeği daha net şekilde karşımızda duruyor.
Platform projelerinde kritik yıl
2026, savunma ve havacılık açısından kritik bir eşik olacak. Teslimat ve proje takvimleri de bunu gösteriyor. TUSAŞ’ın ürettiği Milli Muharip Uçak KAAN için bu sene seri üretim sözleşmesi imzalanacak. Ayrıca KAAN için en kritik konu olan motor tarafında ise “Ön Tasarım Gözden Geçirmesi (PDR)” safhasından, “Kritik Tasarım Gözden Geçirmesi (CDR)” aşamasına da bu sene geçilecek.
Uçağın veya motorun temel tasarım prensiplerinin, mühendislik yaklaşımının, kullanılacak teknolojilerin ve mimarinin doğrulandığı aşama olan PDR’nin tamamlanmış olması önemli. CDR’ye geçilmesi ise tasarımın tüm ayrıntılarının netleştirildiği, mühendislik analizlerinin tamamlandığı, üretime hazır olduğunun değerlendirildiği nihai kritik aşama anlamına geliyor. Böylece motorda da prototip üretimine geçilebilecek.
Bu tablo Türkiye’nin yalnızca platform üreten değil, aynı zamanda en kritik bileşen olan savaş uçağı motoru da geliştirdiğini, yani bir havacılık ülkesi olma yolunda ilerlediğini gösteriyor.
TUSAŞ’ın özgün tasarımı GÖKBEY, TEİ üretimi TS1400 motor entegrasyonu ile platform üzerinde testlere başlayacak. HÜRKUŞ teslimatları da bu yıl 20 adet ile ivme kazanacak. Ayrıca TUSAŞ, yaptığı görüşmeler çerçevesinde insansız hava araçlarına da bu yıl 50 adet seviyesinde sipariş almayı bekliyor.
Ülkemizi insansız hava araçları alanında dünyada liderlik konumuna taşıyan Baykar Teknoloji, bu yıl KIZILELMA İnsansız Savaş Uçağı’nın ilk teslimatını yapacak. TB3 SİHA’ların gemiden kalkış‑iniş kabiliyetli ilk teslimatları gerçekleşecek. Yapay zekâ destekli yeni nesil TB2T‑AI de yine bu yıl envantere girecek.
Deniz, kara ve uzay…
Bu yıl aynı zamanda deniz kuvvetleri, kara sistemleri ve yüksek teknoloji alanlarında da önemli bir yıl olacak. TCG İzmir (6. MİLGEM) teslim edilecek. TCG Muratreis envantere katılacak. Yeni dönemin sembol projesi ise TCG Anadolu’nun üç katı ağırlığındaki 60 bin tonluk Milli Uçak Gemisi (MUGEM) için üretim faaliyetlerine de 2026’da başlanacak.
Yüksek güçlü lazer silahı GİZEM Projesi 2026’da envantere girerek ülkemizi bu alanda farklı bir konuma taşıyacak. Yine ASELSAN’ın geliştirdiği DIRCM sistemi de ilk kez envantere girecek projeler arasında. YILDIRIM‑100 DIRCM sistemi, son testlerin başarıyla tamamlanmasıyla birlikte Türkiye’nin savunma teknolojilerinde “yüksek teknolojili lazer karşı tedbir” sınıfına resmen girdiğini göstermiş olacak. Sistem, özellikle ısı güdümlü hava‑hava ve omuzdan atılan MANPADS füzelerine karşı hava araçlarını korumak için tasarlandı. Testler, 2025 yılı boyunca gerçek harp başlıklı füzeler kullanılarak yapıldı ve sistem tüm senaryolarda başarıyla çalıştı. Bu yıl göreve hazır olacak. Başka ilkler de var, ama ben bu kadar seçip buraya alabildim.
Bütün bunlar, Türkiye’nin savunmada yalnızca ürün geliştiren değil, ağ merkezli harp, elektronik harp, uzay iletişimi ve otonomi gibi yeni nesil alanlarda da iddialı olduğunu gösteren adımlar…
Tüm bu projeler yalnızca bir platform değiller. Türkiye’nin deniz ve karadaki jeopolitik ağırlığını ve havacılık kabiliyetlerini aynı potada eriten bir çarpan etkisi yaratacağını gösteren önemli atılımlar olarak dikkat çekecektir.
Savunmada yeni bir faz
2025, savunma sanayii için şüphesiz çok parlak bir yıldı. Hatta TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demircioğlu’nun değerlendirmesine göre onlar için “Altın yıl” oldu. Ancak açıklanan hedefler gösteriyor ki asıl dönüşüm 2026’da görünür hale gelecek. Türkiye artık savunma sanayiinde “kendi ihtiyacını karşılayan ülke” kategorisinden çıkıp, teknolojiyi ihraç eden, ittifakların güvenilir ortağı olarak kabul edilen bir seviyeye yükselecek.
Bu dönüşüm de sadece platformlardan ibaret değil; insan kaynağından AR‑GE’ye, finansmandan ihracata kadar bütüncül bir ekosistem inşa ediliyor. Bu kapsamda bakıldığında, evet, 2025 altın yıldı. Ama 2026 ise altının işlenip stratejik değere dönüşeceği bir yıl olacak…
Yazarın Diğer Yazıları
Bu gönderi kategorisi hakkında gerçek zamanlı güncellemeleri doğrudan bildirim almak için tıklayın.









