
Avrupa yakasında, Haliç’in kuzeyindeki düzenli yerleşim bölgelerinde, 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış hemen hemen herkesin hatıralarında yer eden bir otobüs hattından bahsedeceğim bugün; 52 numaralı hat.
Bu hat ile benim tanışmam 1950’li yılların sonunda oldu. O zamanlar ailemle birlikte Şişli’de otururdum. Baba tarafından büyük ebeveynlerim ise benim doğduğum yıl olan 1955’te taşındıkları 3.Levent’e Emlak Bankası kredisiyle aldıkları bahçeli eve yeni yerleşmişlerdi. Ben bugün yenilenmiş haliyle hala o evde yaşıyorum. Okul olmadığı zamanlarda, Şişli’de yaşadığımız küçük apartman dairesinde çok sıkıldığımdan ve birbirine yaslanmış 5-6 katlı apartmanlardan oluşan sokağımızda oynayabileceğim arkadaşlarım olmadığından, fırsat buldukça Levent’e giderdim. İlk zamanlar babam götürürken, ilkokul üçüncü sınıftan itibaren kendim gitmeye başladım. Levent’te bahçede ve sokakta oynama şansım vardı ve zamanla pek çok arkadaşım da olmuştu.
Levent o zamanlar kırsal alanda, orta gelir grubundaki insanların yaşadığı, sosyolojik olarak bugünkünden oldukça farklı bir mahalleydi. İstanbul’un kentsel alanı da, o zamanlar büyük oranda Mecidiyeköy’de başlardı. Levent’te yaşayan, memurlar, banka ve sigorta şirketleri gibi özel sektör kuruluşlarında çalışanlar, öğrenciler, esnaf ve daha sonra Yeni Levent ile Oyak’a taşınan asker ailelerinin şehre inebilmesi için konan 52 numaralı otobüs de bu şekilde benim yaşamımda önemli bir yer tutmaya başladı.
İlk yıllar, babam veya büyük ebeveynlerimin yanında çok uzun yıllardır yaşayan Saime Abla beni Şişli’deki evimizden alıp 52 ile Levent’e götürürdü. Bir karlı günde şiddetli tipi altında, Saime Abla’nın beni İç Levent’teki son duraktan paltosunun içine saklayarak 300-400 metre uzaklıktaki evimize getirdiğini hiç unutamadım. 52’nin hattında çalışan Skoda 706RTO modeli otobüslerden çok etkilenirdim. Oldukça gürültülü olan motorunu taklit ederek yıllarca ‘nıgı nıgı’ diye ses çıkararak sokakta hem yayan hem de üç tekerlekli bisikletimle dolaştığımı, o dönemden geriye kalan çok az komşum hala hatırlıyor.
Bu otobüslerin ve faal olduğu dönemlerde tramvayların deposu, Şişli-Mecidiyeköy arasında, bugünkü Cevahir Alışveriş Merkezi’nin bulunduğu yerdeydi. Şişli tarafındaki bölüm tramvaylara, daha yeni olan Mecidiyeköy tarafındaki bölüm ise otobüslere ayrılmıştı. Buralarda araçların yıkanmasından bakımına, hatta parça üretimine kadar her türlü hizmet verilirdi. Tramvay deposu, 1912’de açılmış olan bir mekandı. 60’lı yıllarda tramvaylar kaldırılınca yerine troleybüsler gelmişti.
Bugün bu kompleksten geriye tek bir bina kalmış durumda. Halaskargazi Caddesi’ne doğrudan cephesi olan bu yapı 1910’lardan 1939’a kadar elektrikli tramvay idari ve servis binası olarak hizmet vermiş. Daha sonra otobüs işletmesinin idari binası olarak işlev görmüş. 1960’lı yıllardan itibaren ise atölye alanı olarak kullanılmaya başlanmış. Benim daha çok hatırladığım 1970’li yıllarda ise tamamen koltuk tamir atölyesine dönüştürülmüştü. Bu tarihi bina bugün restore edilmiş haliyle Cevahir Alışveriş Merkezi’nin bir parçası olarak hizmet veriyor.

Çocukluk ve gençlik yıllarımda İETT otobüslerine arka kapıdan binilirdi. İçeri girdiğinizde kendinizi otobüsün arka sahanlığında bulurdunuz. Kapının hemen sağında ise biletçinin oturduğu bir kısım vardı. Biletçi burada oturarak hem bilet keser, hem de arka kapıyı yönetirdi. Bu amaçla, bulunduğu yerde açma kapama düğmeleri bulunurdu. Yoğunluğun fazla olduğu saatlerde kapıdan itiş kakış girenler, doluluktan otobüse sığmayıp kapıdan dışarı sarkan yolcular, hep onun sorumluluğunda olurdu. Elden geldiğince otobüsün kapısının kapanması için uğraşırdı ve ancak kapı tam kapandıktan sonra sürücüye hareket etmesi için bir düğmeyle haber verirdi. Ama yağmurlu, karlı günlerde kapı sarkan yolcularla açık kalır, zaman zaman kazalar olurdu.
Skoda otobüslerinin kapıları gayet sert kapanırdı. Dedem bir keresinde otobüsten inerken şoför kapıyı erken kapatmış, bu nedenle de dedemin sağ bileği ile dirseği arasında deri altında bir yumru oluşmuştu. Ölene kadar da geçmemişti. Çok tedbirli olduğundan da, bu olaydan sonra otobüse her iniş binişinde, önce ‘kapatma’ diye seslenir, sonra iner veya binerdi. Ailemizde aynı ‘kapatma’ seslenişi hala espri olarak kullanılır.
Biletçinin önünde tahtadan bir bilet kutusu bulunurdu. İçerisinde öğrenci/öğretmen, asker vb kişiler için ayrı ayrı biletler yer alırdı. Tam biletin üzerinde ise kare şeklinde 12 kutucuk bulunurdu. Biletçi yolcunun gideceği yere göre bu kutulardan birini işaretlerdi, bedelini de ona göre tahsil ederdi. Ayrıca aktarma yapılacaksa ayrı bir bilet kesilirdi. 60’lı yıllarda bu en pahalı biletin ederi 130 kuruştu. Öğrenci bileti için, 1960’ların başında iki bakır 10 kuruş öderdik. Daha sonraları enflasyon nedeniyle pirinçten sarı 25 kuruşla ödemeye başlamıştık. Bu kadar karmaşık bilet sisteminde biletçinin hangi yolcunun nerede ineceğini hatırlaması ve uyarması oldukça zordu. O nedenle arada sırada kontrolör denilen farklı şapkası olan bir görevli otobüse biner biletleri tek tek kontrol eder, gerekirse ceza keserdi.

Skoda’ların iniş kapısına ulaşmak için, girdiğiniz kapıdan otobüsün 2/3’ü kadar öne gitmeniz gerekirdi. Zira daha sonra otobüsün ön bölümünde, tam ortada, ters dönmüş banyo küvetine benzeyen bir muhafaza altında motor yer alır ve büyük bir gürültüyle çalışırdı. ‘nıgı nıgı nıgı…’ Motorun içeride olması nedeniyle olacak Skoda’ların kendine özgü bir kokusu da olurdu. Motorun koruyucu kabuğunun üstüne oturulmaması istenir, ancak yük konulmasına izin verilirdi. Şoför motorun solunda otururken motorun sağında ön camdan dışarıyı görmeyi sağlayan tek kişilik bir yolcu koltuğu bulunurdu. Hemen arkasında ise geriye dönük bir koltuk daha vardı. Ben elden geldiğince bu öne bakan koltuğu seçer, kendimi İETT şoförü olarak hayal ederdim. Sonradan cerrah olan mahalle arkadaşım Bahadır Üresin’in ise böyle bir beklentisi yoktu. Hatırladığım kadarıyla o belediyede çöpçü olmayı ve bidonları kaldırıp kamyona dökmeyi hayal ediyordu. Sonuçta her ikimiz de çocukluk hayalimiz olan meslekleri seçememiş olduk.
Benim hatırlayabildiğim dönemlerde 52’nin son durağı İç Leventti. Aynı duraktan yine Skoda otobüslerin çalıştığı L1 ve L2 de kalkardı. L1 Taksim Atatürk Köprüsü, Aksaray Sultanahmet Sirkeci, Galata Köprüsü, Beşiktaş, Barbaros Bulvarı güzergahını izlerken L2 bu ringi tersten yapardı. Zaman zaman farklı güzergahlar izlese de 52’nin klasik hattı 1. Levent, Büyükdere Caddesi’nden geçer Şişli’de Halaskargazi Caddesi’ni Osmanbey’e kadar izler oradan Rumeli Caddesi’ne sapardı. Şişli’ye ulaşana kadar yol üzerinde fabrikalar da bulunurdu. Barbaros Bulvarı’nın başladığı yerde (Şimdilerde Tatlıcı Tower) bulunan Puro-Fay temizlik ürünleri fabrikası, Esentepe’de Arı Bisküvileri Fabrikası (Maya Akar Center oldu), Tekel Likör Fabrikası (Torun Center ve Fairmont Quasar Hotel oldu) o yıllardan bugüne bölgenin nasıl değiştiğine örnek olarak verilebilir. Arı Bisküvileri’nin önünden geçerken otobüsün içini sıcak bisküvi kokusu sarardı.

52 numaralı otobüs Rumeli Caddesi’nden sonra Teşvikiye ve Maçka’dan geçer, Akaretler’den aşağı iner, Meclisi Mebusan Caddesi’ni takip ederek Karaköy’e ulaşırdı. Galata Köprüsü’nü geçen 52, Eminönü’nde iskelelerin önünde seferini sonlandırırdı. Daha sonra bu hat Sirkeci’ye kadar uzatılmıştı.
İç Levent’teki başlangıç noktası ise bir süre sonra mahalleliden gelen talep üzerine bazı 52’ler için değiştirilmişti. Günün belli saatlerinde 52’ler Sümbül Sokak’taki rampadan aşağı inmeye ve yokuşun sonundaki 3.Levent adı verilen noktadan da yolcu almaya başladı. Bugün yoğun trafik nedeniyle akşam saatlerinde o bölgeden geçmek hemen hemen imkansız hale geldi. Sümbül Sokak’ın İç Levent’ten 3. Levent’e inen bu bölümüne zamanla mahalleli arasında otobüs yokuşu denmeye başlandı ve sokağın asıl adı da neredeyse unutuldu. Bugün artık Sümbül Sokak’tan geçen bir otobüs yok. Yine de sayıları çok az kalmış olsa da eski Leventliler bu sokağa OTOBÜS YOKUŞU derler.
Zamanla 52 ve L1/L2’nin başlangıç noktası 4.Levent çarşısına uzatıldı. Orada bir planktonluk kuruldu. İç Levent’ten geçen Tünel ve Yenikapı otobüsleri de sisteme dahil oldu. Yeni Levent’in kurulması sonucunda bu otobüslerin başlangıç noktası Yeni Levent son durağa, sonra da Oyak Sitesi’ne kadar taşındı.
52 numaralı otobüsün bazı özellikleri vardı. Levent’ten sabah ilk seferine 06:00’da başlayan bu otobüsün son seferi gece 23:00’te olurdu. Yukarıda sosyolojik kesitini vermiş olduğum o zamanın Levent sakinleri bu hattı sabah işe, okula gitmek için kullanırdı. Hattın üzerinde kentin önemli okulları, beyaz yakalıların çalıştığı iş yerleri, Karaköy ve Eminönü civarındaki esnafın dükkan açtığı mekanlar bulunurdu. Ayrıca Karaköy’den Haydarpaşa’ya trene ulaşılabilirdi. Avrupa yakasında da trene ulaşmak için Sirkeci’ye gidiliyordu. Gün içerisinde ev hanımları ve emekliler günlük işlerini yapabilmek için yine 52 ile şehre inerlerdi. Özellikle ev hanımları, bu sayede 1.Levent’teki çarşıya gidip gıda alışverişlerini yaparlardı.
Akşamüstü iş dönüşü yoğunluğu bittikten sonra seferler azalırdı. Ben de gençlik yıllarımda Pazar akşamları büyük ebeveynlerimden 1974’te taşınmış olduğumuz Nişantaşı’ndaki evimize 21:15 otobüsüyle dönerdim. Otobüsün 4.Levent’ten çıktığını ışıklarından gördüğümde evden fırlar, arka bahçeden komşumuz olan eski bakanlardan Aysel Çelikel ve eşi Murteza Bey’in bahçesinden koşarak geçer ve otobüsü hemen oradaki Çamlıbahçe durağında yakalardım. O zamanlar gece vakti mahallede trafik olmadığından gelenin 52 olduğunu bilirdim. Çilekçi Caddesi’ndeki bu durağın ismi, komşularımızdan Kemal Bey ile Berrin Hanım’ın bahçesindeki iki adet çam ağacı nedeniyle verilmişti. Rumeli Caddesi’nde Teşvikiye Karakolu önünde otobüsten iner Topağacı istikametinde caddeye paralel üçüncü sokaktaki evimize yürürdüm. 52 numaralı otobüsün yolcuları ağırlıklı olarak Levent sakinlerinden oluştuğundan çoğu birbirini tanırdı. Bu tanışıklık yüz aşinalığından yakın komşuluk ilişkilerine kadar uzanan bir yelpazede idi. Zaten şoförler ve biletçiler de genellikle tanıdık olurdu.
O yıllarda mahallenin can damarını oluşturan 52, bazen sabotajlara da uğrardı. Örneğin, bu yazıyı hazırlarken bilgisine başvurduğum 65-66 yıllık sokak arkadaşım Bahadır’la karlı buzlu bir kış günü otobüsün 4.Levent’ten çıktıktan sonra 3.Levent’e devam etmesi için geçmesi gereken bir rampaya gece kovalarla su taşıdığımızı, bu sayede ertesi sabah otobüsün kaygan buz tutmuş yokuşu çıkamamasını sağlayarak okula gitmekten kurtulduğumuzu bu vesileyle de ifşa etmiş olayım…
Bu yazının oluşturulmasında bana katkılarını esirgemeyen değerli dostlarım Bahadır Üresin, Ahmet Balioğlu ve Haluk Memişyazıcı’ya teşekkür ederim.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu gönderi kategorisi hakkında gerçek zamanlı güncellemeleri doğrudan bildirim almak için tıklayın.










